Parmak Arası
Şu topal İsmail’in külüstürü de hep böyle yapar. Akça bele geldiğinde ya suyu kaynar, ya kayışı kopar muhakkak yolda kalır. Bu sefer de İsmail Efendi yola çıkarken zincir takmaya üşendiği için yolda kaldık. “Haydi beyler şu bizim külüstüre bir el atıverin de kardan kurtaralım” teranesi üzerine hep birlikte aşağı indik ama külüstür bugün her zamankinden daha ağır çekmekte. Emmiler köylüleri pazardan maşallah almışlar da almışlar. Köyleri şehir yolu üstünde ya taşıma dertleri yok. Bizimki gibi yol ayrımından köye yürümek zorunda kalsalar görürdüm ben onları. Sanki bu kar aylarca kalkmayacak da aç kalacaklar. İsmail’in külüstür nuh dedi peygamber demedi, yerinden kımıldatana aşkolsun. İsmail efendi homurdana homurdana zinciri çıkardı, kan ter içinde taktı ama olan bizim bir saatimize oldu. Ulan topal, madem takacaktın, şunu baştan yapıp bize bu azabı yaşatmasana.
Ama suç bende. Kasabada muhabbeti uzatmayıp köyün traktörüne yetişseydim şimdi sıcacık ocağın karşısında alevlerin kıpraşmasını seyreder olacaktım. Hele yol ayrımında topala inat “Emmilere gel, geceyi orada geçirir sabahki otobüsle dönersin” nasihatine kulak asmayışıma ne demeli. Katmerli eşeklik bizimkisi. Ama oldu bir kere, indik yol ayrımında. Bu saatte köye giden araç da olmaz. Hadi bakalım tabana kuvvet. Neyse ki köye kadar bir saatlik yolum var. Bu karda kışda taş çatlasa iki saatte varırım köye. Yürüyemeyecek değilim ya. Hem çatal pınarın yanından kestirmeye saptım mı yolu daha da kısaltırım. İnşallah yine yolu şaşırıp bizim köyün altındaki Alaca’ya kadar inmem. Hatırladın değil mi yıllarca önce yarenle birlikte kestirmeden gideceğiz diye yolu şaşırıp Alaca’ya kadar indiğimiz günü. Bir saatlik yol olmuştu sana beş saat. Köyde amma alay konusu olmuştuk. Hacer hala hatırladıkça gülmekten kıpkırmızı kesilir de ”ulan şu karı gülerken bir katılsa da o da kurtulsa ben de” diye kaç kere aklımdan geçirmişimdir. Esasen yaptığımız akıllara ziyandı. Sen kalk muhtar Mahmut’u çekiştireceğim diye yolu şaşır, yürü babam yürü. Oh olsun sizin gibi aklı bir karış havada yeni yetme delikanlılara, muhtar Mahmut böyle çarpar insanı.
Yol ayrımından beri yarım saat ya oldu ya olmadı ama bu karda yürümek de insanı yoruyormuş. Düşündüğümden de yavaş yürüyorum. Adam sende, yavaş mavaş, yürüyorum ya nasıl olsa gece bastırmadan köyde olurum. Ulan muhtar seni anacağım derken havanın kararmaya yüz tuttuğunu bile farketmemişim. Öldün gittin hala yolumu şaşırtıyorsun. Rüzgâr daha keskin mi esmeye başladı ne, kulaklarımı hissedemez oldum… Sen bırak onu bunu çekiştirmeyi de, hızlan bakalım biraz. Bir de Allahını seversen yolu şaşırma… Çatal pınar da nerede kaldı. Şimdiye kadar varmalıydım. Ulan yine yolu şaşırırsam çok gülerim. Hacer de yine gülmekten kırılır. Bu vesile ile Ondan da kurtulmuş olurum… Saçmalama oğlum, şimdi bunları düşünmenin sırası mı? Hacer’den kurtulacağım diye ot yoluna gitti Niyazi olacaksın haberin yok… Ulan gözünü seveyim şu tabiri bir kez olsun hakkıyla söyle be. Ya ot yoluna gönderirsin yada bot yoluna… Neyse bırak şimdi otu botu, benimle uğraşmayı da sen yolunu şaşırma yeter.
Çatal pınar da ne kadar uzakmış. Şimdiye kadar varmam gerekmez miydi? Birazdan gürül gürül akan suyun sesini duyarım nasıl olsa… Ot duyarsın oğlum, bu soğukta pınarın suyu çoktan donmuştur… Bu havada pınardan kana kana su içecek değilim ya donarsa donsun. Ha gayret birazdan pınara varırım…. Kendini gayrete getirmeye çalışıyorsun ama yürümen de giderek yavaşlıyor, farkındasın değil mi? Ben de seni adam yerine koydum. Hamlamışsın oğlum. Ne bu iki adımda yorulmalar. Yine Hacer’i anıp seni kızdıracağım ama “bırak şu cigarayı” diye az mı söylendi kadın… Tamam tamam ben de kabul ediyorum, şu mereti bırakma zamanı çoktan geldi. Söz, köye salimen bir varayım, atacağım cebimdeki paketi ocağa, Hacer’in gözünün içine baka baka. Sevinir garibim. Hele kuyumcu Osman’dan aldığım kolyeyi görünce ne sevinecek kim bilir. Gözlerinin ela ışıltısını, akça yanaklarının al al olmasını şimdiden görüyorum. İyi ki uğradım da kuyumcuya aldım o kolyeyi. Varınca eve hemen su ısıttırır ayaklarımı daldırırım içine şöyle güzelce. Oh, gel keyfim gel… Ayaklarım diyorsun da sahi neredeler, dondular mı ne. Şu köy yolunda donup kalırsan sen seyreyle gümbürtüyü. Ölünü kimbilir ne zaman bulurlar. Nereden bilecekler senin kestirme yolunu. Çatal pınardan sağa sapıp kuru kovuktan az yukarı tırmanıp ormanın içinden aşağı salacağın kimin aklına gelsin… Geçen gün ormancı Ekrem’mi söylüyordu ormanda seyreltme yapacaklarını. Seyreltme yaparken kuru kovuk da nasibini almışsa, buyurun cenaze namazına… Oğlum bırak şimdi bunları, sen niye yavaşladın ondan haber ver… Sen de adama bir nefes aldırmıyorsun be mübarek. Bir cigara yakalım bakalım, biraz ısınırız hiç yoktan… Topal İsmail değil miydi külüstürü gece sürerken cigara yakıp parmak arasında tuttuğunu söyleyen. Yolda uyursa cigara parmağını yakıp uyandırıyormuş. Bak şu bizim topaldaki akla. Parmak arası uyandırma alarmı. İşe yarar mı acep. Yak bakalım şu cigarayı, kur bakalım alarm tertibatını… Tertibatın yüzünden elimi donduracaksın ama temelli donup kalmaktan iyidir. Cigara da epey sıcaklık veriyormuş şaka maka. Aferin oğlum topal, kırk yıl düşünsem sana aferin diyeceğim aklıma gelmezdi.
Senin alarm tertibatın da pek çabuk bitiverdi. Yoksa bu yaktığım ilk sigara değil miydi? Yürürken dikkat etmedim her halde. Sırtımı rüzgâra verip ikinciyi yakmıştım ya. Neyse, yakalım bakalım bir tane daha, tertibat ihmale gelmez… Eskiden içtiğin birinciler çek çek bir saatte bitmezdi. Şimdikiler çekmesen de şıpın işi bitiveriyor. Bozdular güzelim cigaraları bozdular… La havle, şu kadra kışta cigaranın sırası mı şimdi yahu. Cigarayla uğraşacağına sıcacık ocağına biran evvel kavuşmayı düşünsene… Oğlum sen de anam gibi yarım akıllı oldun. İki dakika önce alarm niyetine cigarayı parmak arana sıkıştırdığını ne çabuk unutuyorsun. Ben tertibatı kurdum, sen kafayı bulandırmadan yürümeye bak… Senin de bütün işin gücün yürü yürü diye ahkam kesmek. Yürüyorum yürümesine de çatal pınarı geçtim mi sen ondan haber ver… Pınarı geçeli ne kadar oldu onu da mı unuttun, aferin sana… Geçtimdi değil mi? Biran aklımdan çıkıvermiş. Sen de hemen yüzüme vur. Zaten tek yaptığın akıl vermek. Kolay mı zannediyorsun bu karda hem yürümek hem de yolu kaybetmeyeceğim diye etrafı kolaçan etmek. Şimdi seninle itişeceğim diye hiç vakit kaybedemem… Tamam kızma hemen, sen yürümene bak. Cigaranın ateşi parmağına epey yaklaşmış. Yak bakalım bir tane daha alarm… Çatal pınardan sağa mı sapacaktım? Tabii canım, sağa saptım ya. Aman bizimki duymasın, yine başlar ukalalık etmeye. Her yer de pek beyaz kardeşim, bütün ağaçlar da birbirine benziyor. Zaten ocağa yaklaştıkça ateş basıyor insanı, birde rehavet bastırdı ki sorma gitsin. Sen de tutmuş bana yok topalın alarmı şöyle işe yararmış, yok birinci daha yavaş yanarmış, yok yolumu kaybedersem beni ot bulurlarmış diye boyuna ahkam kesiyorsun. İşin gücün ukalalık etmek. Biraz rahat versene adama. Bu yaştan sonra seninle mi uğraşacağım. Baksana ocağın önüne kadar gelmişim de seninle laf yarıştıracağım diye farkına bile varmamışım… Oğlum niye çöktün dizlerinin üstüne durduk yerde… Bana kafan bulanık diyorsun ama senin de gözlerin görmez oldu her halde. Hacer ateşi ne güzel harlandırmış, görmüyor musun? Geçen bayram aldığım basma fistanı da giymiş. Şimdi bir de sıcak çorba getirdimi içim de ısınır…. Ne ateşi, ne çorbası, kalk diyorum sana. Daha çok yolun var. Donup kalacaksın şu dağın başında, sonra uyarmadın deme… Tamam tamam bir yol nefesleneyim kalkıyorum, kızma. Şu alevlerin nazlı nazlı kıvranışına baksana. Oldum olası ocakta yanan ateşin renkten renge dönüşen alevlerinin dansını seyretmeye doyamam bilirsin. Alacası, moru, sarısı, çıtırtısı, harı, cızlaması. İnsanın her yerini kavrayan, anamın nasırlı elleri gibi, kah ısıtan, kah rahatlatan sıcacık kolları ne güzel de sarıyor her yanımı. Ne güzeldir söndü dediğin yerden alevin kendini tekrar harlaması. Nazlı nazlı oynaşıp bir anda bende daha çok iş var dercesine sesini yükseltmesi. Gücüm tükendi zannet sen. Şimdi dikildimmi ayağa başlarım ateşi kakışlanmış ocaktan uçuşan kıvılcımlar gibi koşmaya. Parmak aramda nasıl olsa tertibatın var, o uyanık tutar beni. Lakin pakete birisi yanlışlıkla birinci koymuş her halde, ne kadar da yavaş yanıyor bu cigara. Ateşin harı mı sönmekte, gözlerimin feri mi kapanmakta. Hacer harlasana şu ateşi, elim kolum kalkmamakta,
Melih Vurkır / 19 Ocak 2009 / Ankara